jan
25 Nisan 2012 Çarşamba
20 Nisan 2012 Cuma
"o,bu,şu"lu doğum günü
Bak Canım,
Şu an tam 22 yıl 46 dakikadır dünyanın oksijenini tüketiyorum.
46 dakika önce doğum günümdü. Doğum günümün olduğu ayı iki senedir sev(e)miyorum, şu anda uyumalıyım, ama uyumuyorum.
Ben tanımadığım insanların hepsini, tanıdıklarımdan bazılarını severim, köpeklerin hepsini, kedilerden bir tek Tedi'yi, birde pandaları severim.. Bazen dünyadaki her şeyi sevdiğimde olur.
Bazı konularda beynim gerçeği görür ama ben istediğimi. Dünyaya dair söylediklerim ve yaptıklarımın tutar yanı yoktur.
Coca Cola içerim, Coca Cola fontlu "anti-capitalist" rozetimi "bir yerime" iğnelerim. İşime gelen her şeyi çok severim, gelmeyeni de az severim.
Dünya'ya fikirler üzerinden bakmayı beceremediğimden bir bir seçip insanlar üzerinden bakabilirim. Seçtiklerimin tek ortak yanı "o, bu, şu" diyemez olmaları. Ben "o, bu, şu" dememeyi anneme, babama baka baka öğrendim, demeye çalıştım beceremedim.
Çizdim, yazdım, yırttım. Henüz ne olacağını bilemedim. 22 oldum ama henüz büyüyemedim. Doğrusu pekte niyetli değilim.
Bak Canım,
"o, bu, şu"suz dostlardan biri döverek, biri ona aşık olduğundan, biri susarak, biri kırarak, ikisi kendilerini bildiklerinde yanlarında olduğumdan, biri zıttı olduğumdan, biride at olduğundan sever beni, bende severim hepsini, iyiki de severim.. bir de ben onları tam severim.
Hayatta kendime dair hiç bir şeye gelecekte şu olur diyemem, bir tek şey dışında ben "o, bu, şu"suz severim...
"o,bu,şu"suz sevemeyen at gözlüğünden öperim. Esenlikler dilerim.
24 Ocak 2012 Salı
arabanın kapısı kapanır, uğurlamaya gelen onca senin içinden, bir tek elinde bir tas su olan sen sarılıp veda edemezsin gidene.
araba hareket eder, bir tas su döküp "su gibi git, su gibi GEL" dersin, el sallamaya başlarsın.
araba iki parmağının arasına sığacak kadar küçüldüğünde, bütün senler evlerine doğru yönelir, sen yine de el sallarsın. arabanın içindeki seni görmez, hala orada dikildiğini bilmez. İçinden bir kez daha söylersin "su gibi git, su gibi gel."
araba hiç görünmez olur, utanır elini indirirsin, arabanın kaybolduğu yere bakarsın. sonra döner yürürsün evine. gözlerin dolar, elin son kez havada olduğu zamanı göremediği için, bir iki damla yanaklarına iner. elinin tersi ile silersin damlaları,burnunu çekersin.
araba şehrini arkada bırakır, su gibi gider ve bilirsin su gibi sadece gidilir.
24 Aralık 2011 Cumartesi
18 Aralık 2011 Pazar
- idi ile vidi ayrıldılar mı?
b:evet
-oha nasıl olur? yeni mi? ben hiç fark etmedim facebook'da. ne kadar oldu?
b: çok
-neden peki?
b:vidi bıraktı
-vay ibnetor. demek ki her aşk bitiyormuş.
b(iç ses): sen ve eskin için aynı cümleyi kuruyordum ben sayın çizgi.
ilişkiler konusunda asla doğru yorum yapamadım. gözlerim kamaşarak baktığım her ilişki bitti. "öf bu ne" dediklerimin hepsi devam etti, hatta ikisi evlendi.
kafam bin dünya değil ama bin hal.
b:evet
-oha nasıl olur? yeni mi? ben hiç fark etmedim facebook'da. ne kadar oldu?
b: çok
-neden peki?
b:vidi bıraktı
-vay ibnetor. demek ki her aşk bitiyormuş.
b(iç ses): sen ve eskin için aynı cümleyi kuruyordum ben sayın çizgi.
ilişkiler konusunda asla doğru yorum yapamadım. gözlerim kamaşarak baktığım her ilişki bitti. "öf bu ne" dediklerimin hepsi devam etti, hatta ikisi evlendi.
kafam bin dünya değil ama bin hal.
12 Aralık 2011 Pazartesi
okumadan yazamıyorum ama düşünmeden yazabiliyorum, düşünmeden, düşünme yetisinin sıfıra indiği anlarda yazabiliyorum.
ama en çok düşünmeden konuşuyorum. ağzımdan çıkanı genelle kulağım duymuyor. düşünmediğim şeyleri bile söyleyebiliyorum. sinirlenmem, heyecanlanmam yada sarhoş olmam yeterli.
düşünmeden konuşuyorum, evet. pişman oluyorum, evet. gerisi bu kadar.
okumadan yazabilenler için, üzgünüm, tek kelimelik üzgünlük üç kere ard arda yazınca kendimi kötü hissediyorum. çünkü bir adımda geri sekmek tam benlik bir hareket.
bir şeyleri okurken, dinlerken hep aynı şeyleri bekledim, onların ardında olanların gerçek olduğunu. ama çoğu zaman ardında olan gerçek olmaz, gerçek olan sadece olmak istediklerimizi yarattığımız gerçeği.
şimdi bunu okuyacak üç insan olacak, biri ne dediğimi anlamayacak, biri kendi üzerine alınacak, biri de sadece sayfada yeni bir çizim var mı diye bakacak. bu durumda okuyacak iki insan varmış.
bu arada keklenmişim.
bir şeyleri okurken, dinlerken hep aynı şeyleri bekledim, onların ardında olanların gerçek olduğunu. ama çoğu zaman ardında olan gerçek olmaz, gerçek olan sadece olmak istediklerimizi yarattığımız gerçeği.
şimdi bunu okuyacak üç insan olacak, biri ne dediğimi anlamayacak, biri kendi üzerine alınacak, biri de sadece sayfada yeni bir çizim var mı diye bakacak. bu durumda okuyacak iki insan varmış.
bu arada keklenmişim.
1 Aralık 2011 Perşembe
Kapının zorlandığını duydu. Tüm sesleri bir kedinin çıkardığını anlayamayacak kadar kafası durmuştu. Kedilere düşman değildi ama o siyah kediden hoşlanmıyordu.Kedi ile her sabah kapının önünde karşılaşıyorlardı, ayakkabılarını giyerken kedi öyle bir bakıyordu ki onu rahatsız ettiği için kendinden utanıyordu.
Kediyi kovalamaya çalıştığında kendinin yüz ifadesi “bi siktir git, buralar bizim!” derdi.
Ev kedisi görünümlü sokak kedisi kafanın daha bir gelgitli olduğunun en büyük kanıtıydı!
Bir gün ortadan kayboldu, artık kedi özleniyordu!
Kedi... Kedi... Kedi.... KEDİ...
not: evet o benim!
30 Ekim 2011 Pazar
Bir Cevap
Anlaşılmak ve anlamak... bu geçen günlerin hepsinde o vardı.
Sonrası mı?
Bir kaç gelişme, bir kaç iyi adım.. ertelemeden devam etmeyi başardığım bir kaç iyi şey.
Mutlu muyum?
Evet mutluyum ama olabileceğim kadar değil, yettiği kadar mutluyum.
11 Ekim 2011 Salı
Başlangıç
Yazdığım tüm kelimeleri saklardım lise yıllarında. Onlarla oynar, onlarla hayal kurar ama kimsenin önüne çıkarmazdım. Kelimeler hayatıma yardımcı olduklarında fark ettim, kendimi yazarak ifade ettiğimde elde edebildiklerimi. İlk mektubumu anne ve babama matematik defterinden koparılmış dört yaprakla verdim. Hayatımın seyrini değiştireceğimi, verdiğim kararları ve yapacaklarımı anlattım onlara. Onlarda basamak oldular önümde ve bana hayatımı verdiler.
Kelimelerin gücünü bu şekilde keşfettim. Kelimelerimi ilk kez birileri için kareli kağıda arkadaşımın tükenmez kalemi ile yazdım. Bir kere kelimelerimin bakirliği bozulmuştu ve sonrası geldi. Kimse için kurmadığım cümleleri hayalimde yaratıp kalıplara soktuğum adamlar için kurdum. Bir masal yaratıp, kağıda döktüm, o çok sevdiğim kitaplardaki duyguları kopya ettim, sonra onlara kendim inandım, onları inandırdım. Kağıtların üzerinde kurmaca ergen aşklar yaşadım.
Cümleleri kendim için kurmayı bıraktığım için artık onları istemediğimi çok sonra fark ettim. Kalemler, kağıtlar bir tarafa atıldı. Her geri dönüş denemesi bir depresyonla sonuçlandı. En sonunda vazgeçtim geri dönmekten, başkalarının kurduğu dünyaları kendimin saydım ve tüm kıskançlığımla onlara sarıldım.
Tek başıma ayakta durmama bu kadar az kalmışken, verdiğim tüm emekleri, ailemin bana verdiği "hayatı" bu kadar hor kullanırken, bir yerden başlamayı her gece düşünüp her sabah ertesi güne başlangıçları ertelerken mutfak masasına oturmuş bunları yazıyorum.
Çok önemli bir başlangıç nedenim bile yok, Az önce arkadaşımın baktığı fal, sabahın köründe uzun süredir çıkmadığım tartıda gördüğüm çift haneli sayı, her ertelemenin verdiği karın ağrısı dışında.
Sonuç iyi olur mu?
Bilmem.
Kelimelerin gücünü bu şekilde keşfettim. Kelimelerimi ilk kez birileri için kareli kağıda arkadaşımın tükenmez kalemi ile yazdım. Bir kere kelimelerimin bakirliği bozulmuştu ve sonrası geldi. Kimse için kurmadığım cümleleri hayalimde yaratıp kalıplara soktuğum adamlar için kurdum. Bir masal yaratıp, kağıda döktüm, o çok sevdiğim kitaplardaki duyguları kopya ettim, sonra onlara kendim inandım, onları inandırdım. Kağıtların üzerinde kurmaca ergen aşklar yaşadım.
Cümleleri kendim için kurmayı bıraktığım için artık onları istemediğimi çok sonra fark ettim. Kalemler, kağıtlar bir tarafa atıldı. Her geri dönüş denemesi bir depresyonla sonuçlandı. En sonunda vazgeçtim geri dönmekten, başkalarının kurduğu dünyaları kendimin saydım ve tüm kıskançlığımla onlara sarıldım.
Tek başıma ayakta durmama bu kadar az kalmışken, verdiğim tüm emekleri, ailemin bana verdiği "hayatı" bu kadar hor kullanırken, bir yerden başlamayı her gece düşünüp her sabah ertesi güne başlangıçları ertelerken mutfak masasına oturmuş bunları yazıyorum.
Çok önemli bir başlangıç nedenim bile yok, Az önce arkadaşımın baktığı fal, sabahın köründe uzun süredir çıkmadığım tartıda gördüğüm çift haneli sayı, her ertelemenin verdiği karın ağrısı dışında.
Sonuç iyi olur mu?
Bilmem.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

